Mesleğini severek yapan, araziden hiç kopmayan, başarılı, yenilikçi, çözüm odaklı bir ziraat mühendisi; YUNUS EMRE KAYA

• 2003 yılında üniversiteden mezun olduktan ve askerlik görevimi tamamladıktan sonra, 2008 yılında Zirai İlaç, Gübre ve Tohum bayiliğimizi açarak tarım sektörüne profesyonel olarak adım attık. Zamanla bu işin yalnızca satışla sınırlı kalmaması gerektiğini, çiftçiden ürün alımının da önemli olduğunu fark ettik. Bu doğrultuda tüccarlık ve zahirecilik faaliyetlerine de başladık. Çiftçiye üretim sezonu boyunca tohum, gübre, mazot gibi girdileri sağlıyor; hasat döneminde ise ayçiçeği ve buğday başta olmak üzere ürün alımı yaparak karşılıklı mahsuplaşma yoluna gidiyoruz.

• Tarımda yaş ortalaması oldukça yüksek. En çok zorlandığımız konulardan biri, tarımsal yenilikleri anlatabileceğimiz genç nesli bulamamak. Tarımsal ve hayvansal ürün fiyatlarının düşük olması, gençleri şehirlerde asgari ücretle çalışmaya yöneltiyor. Çiftçilik giderek emeklilerin hobisine dönüşüyor, özellikle de kuru tarımda. Şu an tarımdaki yaş ortalaması yaklaşık 50 civarında. Bu ortalamayı 35–40 yaş aralığına çekemezsek tarımda sürdürülebilirliği sağlamamız çok zor.

• LG Tohum’un en önemli avantajlarından biri geniş çeşit portföyüne sahip olması. Bölgemizde maliyetlerden dolayı bazı çiftçiler ayçiçeğini 5 yıl üst üste ekmek zorunda kalıyor. Bu durum mildiyö ve orobanş gibi hastalık ve zararlıların artmasına yol açıyor. LG Tohum portföyünde bu hastalık ve zararlılara dayanıklı çeşitlerin bulunması markayı bir adım öne çıkarıyor. Ayrıca bu çeşitler rakiplerine kıyasla tatmin edici verimler sunuyor. Bu da hem çiftçinin hem de biz satıcıların LG Tohum’u tercih etmesini sağlıyor. 

 

Bilgiye değer vererek, tarım sektöründe başarılı olmuş bir isimdir Sayın Yunus Emre Kaya. Tarımın her alanında yaptığı çalışmalarla adından söz ettiren, bilgi ve tecrübesini sürekli çiftçilerle paylaşan Sayın Kaya, adeta başarı ve çözümün adresi olarak biliniyor. Ekip arkadaşlarıyla birlikte gece gündüz demeden çalışan Kayahan Mühendislik Sahibi Sayın Yunus Emre Kaya’yı bu ayki sayımıza konuk ederek, tarımdaki başarı hikâyesini konuştuk.

Sayın Kaya, öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Kaç yıldır tarım sektöründe katma değer yaratıyorsunuz?

 

Çukurova Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü mezunuyum. Tarımın içinde büyüdüm diyebilirim. Ata topraklarımız vardı ve çocukluğumuzdan beri çiftçilikle uğraşıyorduk. Aile işletmemizi şu an babam ve erkek kardeşimle birlikte yürütüyoruz. Bu işe girişimiz 2000 yılına dayanıyor. İlk olarak 2000 yılında bir petrol istasyonu ile ticarete başladık. 2003 yılında üniversiteden mezun olduktan ve askerlik görevimi tamamladıktan sonra, 2008 yılında Zirai İlaç, Gübre ve Tohum bayiliğimizi açarak tarım sektörüne profesyonel olarak adım attık. Zamanla bu işin yalnızca satışla sınırlı kalmaması gerektiğini, çiftçiden ürün alımının da önemli olduğunu fark ettik. Bu doğrultuda tüccarlık ve zahirecilik faaliyetlerine de başladık. Çiftçiye üretim sezonu boyunca tohum, gübre, mazot gibi girdileri sağlıyor; hasat döneminde ise ayçiçeği ve buğday başta olmak üzere ürün alımı yaparak karşılıklı mahsuplaşma yoluna gidiyoruz. Bu sistem hem çiftçi hem de bizler için hesaplaşmayı kolaylaştırıyor. Yaklaşık 18 yıldır tarımın hem çiftçi hem de ticaret ayağında aktif olarak yer alıyoruz.

Genel olarak tarım sektörünün, özelde ise tohumculuk sektörünün sorunlarını sorsak neler söylersiniz? Sorunların çözümü noktasında önerileriniz ne olur?

Bulunduğumuz bölge itibarıyla kuru tarıma uygun bir konumdayız. Buğday, ayçiçeği ve son iki yıldır da kanola ekimi yapılmaya başlandı. Bizim en büyük sorunumuz susuzluk ve kuraklık. Aslında bu Anadolu’nun kaderi diyebiliriz.

Yaklaşık 1000 yıl önce Yunus Emre’nin bile kuraklık nedeniyle buğday bulamadığı, Nevşehir Hacıbektaş’a giderek buğday temin ettiği anlatılır. Yunus Emre’nin Afyon civarında yaşadığı kabul edilir. Yani Anadolu’da kuraklık geçmişte de vardı, bugün de var. Kuru tarımda kış ve bahar yağışları yeterliyse “var yılı”, yetersizse “yok yılı” yaşanır. İklim bu anlamda belirleyici bir faktör.

İkinci büyük sorun ise tarım politikalarıdır. Dış ticarete konu olan ürünlerde ithalat-ihracat dengesi, akaryakıt, gübre ve tohum gibi girdilerin yüksek maliyetleri üreticiyi zor durumda bırakıyor. Bu şartlarda ithal ürünlerle rekabet etmek mümkün olmuyor ve yerli üretici ürününü hak ettiği fiyata satamıyor. Ayçiçeği, ülkemizde açık olduğu için nispeten avantajlı bir konumda; ancak mısır gibi ürünler hükümetin dış ticaret politikalarından ciddi şekilde etkileniyor.

Çiftçinin desteklenmesi, köyden kente göçün önlenmesi ve üretimin cazip hale getirilmesi gerekiyor.

Tarımda yaş ortalaması her geçen yıl yükseliyor. Genç çiftçileri tarlada görmek güçleşti. Gençleri tarıma kazandırmak için neler yapılması gerekiyor?

Tarımda yaş ortalaması oldukça yüksek. En çok zorlandığımız konulardan biri, tarımsal yenilikleri anlatabileceğimiz genç nesli bulamamak. Tarımsal ve hayvansal ürün fiyatlarının düşük olması, gençleri şehirlerde asgari ücretle çalışmaya yöneltiyor.

Çiftçilik giderek emeklilerin hobisine dönüşüyor, özellikle de kuru tarımda. Şu an tarımdaki yaş ortalaması yaklaşık 50 civarında. Bu ortalamayı 35–40 yaş aralığına çekemezsek tarımda sürdürülebilirliği sağlamamız çok zor.

Biz bir tarım ülkesiyiz ve tarımla var olabiliriz. Bunun için de tarımda sürdürülebilirliği mutlaka sağlamalıyız.

Bölgede ürün deseniniz buğday, ayçiçeği ve kanola. Rekolte ve verimler nasıldı? Beklentileri karşıladı mı? Gelecek sezon için öngörüleriniz nelerdir?

Geçtiğimiz sezon Türkiye genelinde olağanüstü bir kuraklık yaşandı. Beklenmeyen bir dönemde don olayları oldu, ardından bazı bölgelerde yeterli yağış alınamadı. Hatta hasat edilemeyen tarlalarımız bile oldu.

Ayçiçeğinde normal şartlarda 250 kg/da verimi baz alırız; ancak geçtiğimiz sezon 100 kg/da’nın üzerine çıkılamadı. Gerçekten eşi benzeri görülmemiş bir yıldı. Ya ürün olmadı ya da ürün para etmedi. Allah bir daha böyle bir sezon yaşatmasın. Bu tür yıllardan çiftçi borçlu çıktığında, bir sonraki sezon en az maliyetle en fazla kazanç sağlayacağı ürüne yöneliyor. Ayçiçeği bu yönüyle çiftçiye cazip geliyor ve bu nedenle önümüzdeki dönemde ayçiçeği ekim alanlarının bir miktar artacağını düşünüyorum.

Biz esnaf olarak geçmiş yıllarda çiftçiye ciddi finansal destek sağlıyorduk; taban gübresinden hasada kadar tüm ihtiyaçlarını karşılıyorduk. Ancak geçen sezon gösterdi ki, böyle kurak bir yılda hiçbir esnaf bu yükü tek başına finanse edemez. Çiftçiden ödeme alamayınca esnaf da zor durumda kalıyor.

Mısır bölgelerinde de su sıkıntısı yaşanıyor. Barajlar bazı dönemlerde yeterli su veremedi. Mısır bitkisi için su çok kritik; bir sulamanın aksaması bile ciddi verim kaybı demek. Bu nedenle mısır ekilen bölgelerde de ayçiçeğine yönelim artabilir.

LG Tohum ile iş ortaklığınız ne zaman başladı? Firmanın çeşitleri hakkındaki görüşleriniz nelerdir? Çiftçilerin LG Tohum’u neden tercih ediyor?

2008 yılından beri hem zirai ilaç hem de tohum bayiliği yapıyorum. LG Tohum ile de 2008’li yıllardan bu yana çalışıyorum. İlk dönemlerde bölgedeki distribütörler aracılığıyla çalışıyorduk; 2016 yılından itibaren ise doğrudan LG Tohum bayisi olduk.

LG Tohum’un en önemli avantajlarından biri geniş çeşit portföyüne sahip olması. Bölgemizde maliyetlerden dolayı bazı çiftçiler ayçiçeğini 5 yıl üst üste ekmek zorunda kalıyor. Bu durum mildiyö ve orobanş gibi hastalık ve zararlıların artmasına yol açıyor. LG Tohum portföyünde bu hastalık ve zararlılara dayanıklı çeşitlerin bulunması markayı bir adım öne çıkarıyor. Ayrıca bu çeşitler rakiplerine kıyasla tatmin edici verimler sunuyor. Bu da hem çiftçinin hem de biz satıcıların LG Tohum’u tercih etmesini sağlıyor. Tohum kalitesi de oldukça yüksek; tohumu açıp baktığınızda göze hitap ediyor, albenisi çok yüksek oluyor.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki yazı
PIRASA
Sonraki yazı
“Seralarda şeffaf panellerle enerji tasarrufu sağlanabilir” önerisi

Bizi Takip Edin

E-Bülten

E-Mail Bültenimize Abone Olun Olup Bitenlerden İlk Sizi Haberdar Edelim.

Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.
Menü